Kategoriler
- Chat
- Dizi Filimler
- Ekomomi
- EniyiManken
- FutboL
- Google deki Rezil Siteler
- Güncel Haber
- Hava Tahmini
- iller sesli
- İstanbuL
- Kamerali Chat
- Kamerali Sohbet
- Kurtlar Vadisi Pusu
- Muzik Ve Klipler
- Reis Kim
- Reklamcı Siteler
- Sesli
- Sesli Chat
- Sesli Muhabbet
- Sesli Sohbet
- SesliAlem
- SesliChat
- SesliDünya
- SesliKita
- SesliManken
- SesliMekan
- SesliRoom
- SesliSohbet
- SesliVatan,Com
- Sohbet
- Speakychat Yükle
- TiklaSohbet
- Tiklasohbet.com
- VerenVerene
Yaşlılık ve Psikiyatrik
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, İstanbul Türkiye’de de beklenen ortalama yaşam süresinin artmasıyla, yaşlı nüfus oranı da giderek artmaktadır ve önümüzdeki yıllarda bu artış daha da belirgin olacaktır. Ülkemizde 2000 yılında yaşlı nüfus oranı % 8.4 olmuştur. Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) verilerine göre Türkiye en hızlı yaşlı nüfusu artan ülkeler içinde ilk üçtedir. Yaşlılık ve buna bağlı her türlü tıbbi, psikiyatrik ve sosyal sorun ileriki yıllarda artarak karşımıza çıkacaktır. Yaşlılıkta sık görülen psikiyatrik hastalıkları tanımak bu nedenle önemlidir. Yaşlılıkta Duygudurum Bozuklukları Depresif bozukluklar WHO’ya göre 2020 yılında depresyon, getirdiği hastalık yükü, yaşam kalitesi ve sağlık üzerine olumsuz etkileri açısından başta gelen sağlık sorunu olacaktır. İleri yaşlarda da depresyon, hem düşük yaşam kalitesinin önemli nedenlerinden birisi hem de fiziksel hastalıklarla yakından ilişkili olup yaşlıların, ölüm olasılıkları ve morbiditesinde değişmelere neden olur. Ayrıca sağlık hizmetinin yanlış yönlendirilmesine ve gereksiz harcamaların artışına yol açabilir.
etkileyen depresyonun, huzurevleri ve bakımevlerindeki
sıklığı %25’e kadar çıkmaktadır.2 Ayrıca DSM-IV’e3 göre
major depresyon ölçütlerini doldurmayan, eşik altı ya da
minör depresyon olarak adlandırılan belirtiler de yaşlı
nüfusun üçte ya da dörtte birini etkiler.
Türkiye’de de yaşlılık depresyonu sıklığı ile ilgili çalışmalar
yapılmaktadır.4 70 yaş üstü 1018 kişide yapılan bir
çalışmada yaşlılık depresyonu sıklığı %18 olarak bulunmuş;
maalesef bu kişilerin sadece %8’inin antidepresan
tedavi alabildiği de gözlenmiştir.5 Bu yaş grubu, organik
ve fiziksel hastalıklar nedeniyle değişik nedenlerle sıkça
sağlık kurumlarına başvurmaktadır. Türkiye’de psikiyatri
kliniklerine başvuru sıklığı ile ilgili net bir bilgi bulunmamakla
birlikte, yaşlı hastaların psikiyatrik sorunlarıyla
genel pratisyen hekimler, aile hekimleri, iç hastalıkları
uzmanları, nörologlar ve diğer hekimlerin karşısına çıktığı
tahmin edilmektedir. Ancak pratisyen hekimlerin
yaşlılık depresyonunu büyük oranda tanıyamadığı da
gözlenmektedir. Bir çalışmada ise yaşlı depresif hastaların
ancak %3-14’üne antidepresan ilaç reçete edildiği
gösterilmiştir.6 Buradaki sorun, hastalar ve hasta yakınlarının,
hekimlerin ve bazen de psikiyatristlerin yaşlılıktaki
ruhsal sorunları tanımadaki güçlükleridir. Çünkü
durgunlaşma, ilgi ve istek kaybı, halsizlik, bitkinlik ve
işe yaramazlık hissi veya unutkanlık yaşlanmanın doğal
bir sonucu olarak kabul edilebilir. Depresyonun kişinin
kültür, eğitim, sosyal çevre ve kişilik özellikleri gibi çeşitli
faktörlerden fazlası ile etkilendiğini bilinmektedir.
İleri yaşın, bu faktörlerden biri olup depresyonun klinik
özelliklerini, prognozunu ve tedavi sürecini etkilediği
ileri sürülmektedir.1,7
Major depresif epizod
DSM-IV’e göre major depresif epizod, depresif ya da
iritabl duygudurumla karakterize, hemen tüm aktivitelere
ilgi kaybı, zevk alamama ve şu belirtilerden en az
beşinin eşlik ettiği klinik bir durumdur; konsantrasyon
güçlüğü, letarji, uyku ve iştah bozuklukları, kendine
güvende azalma, suçluluk ve değersizlik düşünceleri,
psikomotor retardasyon ya da ajitasyon, enerji kaybı ve
yineleyen ölüm düşünceleri. Fakat ciddi tıbbi sorunları
olan ve bilişsel işlevleri bozulmuş olan hastaların depresyon
tanısında sorun yaşanır. Ağır depresyonu, çoğul
psikobiyolojik beliritleri ve belirgin depresif duygudurumu
olan hastalarda depresyonun beliritleri ile fiziksel
hastalığın belirtileri arasında ayrım yapmak zordur.
Yaşlılardaki major depresyonda psikotik belirtilere da
sık rastlanır. Hezeyanlar genellikle bedensel, kötülük
görme, suçluluk, günahkarlık, yoksulluk, nihilistik ve
kıskançlık temaları üzerinedir.
8,9 Suçluluk düşünceleri,obsesif ruminasyonlar, ajitasyon ve referans fikirleri
yaşlılardaki major depresyonda sık görülür. Algı bozuklukları,
halüsinasyonlar da görülür; fakat diğer psikotik
belirtilere göre daha seyrektir. İntihar fikirleri ileri yaşta
görülen major depresyona eşlik edebilir; aktif girişimler
kadar pasif intihar girişimi (hastaların yemek yemediği,
ilaçlarını almadığı ve yaşamını riskine atacak davranışlarda
bulunduğu durum) ile de sonuçlanabilir.
Minör Depresif Bozukluk
İleri yaşta eşik altı depresyon, major depresyona göre
daha az öznel yakınma ve yeti yitimi ile giden, daha kısa
süren, hafif şiddetteki bir formdur ki bu niceliksel bir
Klinik Gelişim
65___________________________________________________________________
ayrım olur. Diğer taraftan eşik altı depresyon, niteliksel
olarak atipik psikopatolojisi, farklı bir gidişi ve bileşenleri
olan, hafif şiddette olması şart olmayan, intihar
düşüncelerinin, suçluluk ve değersizlik hissinin daha az,
fiziksel sağlığa yönelik yakınma, yorgunluk ve bitkinliğin
daha fazla olduğu, yaşlılara ait bir formdur. Minör
depresyon, fiziksel güçte belirgin azalmaya, yeti yitimine,
sağlık kurumlarına artan başvuruya neden olan ve
major depresyon gelişimine neden olabilen önemli bir
risk faktörüdür.
10,11 Wells ve arkadaşları birinci basamaksağlık hizmetlerinde depresif belirtileri olan fakat major
depresif epizod ve distimi ölçütlerini karşılamayan çok
sayıda hasta olduğunu bildirmiştir.
12 Bu hastalar yaşamkalitesinde bozulma açısından, diyabeti ve hipertansiyonu
olan hastalardan daha fazla işlevsellik kaybı ve yeti
yitimi göstermektedirler. Yine minör depresyonu olan
hastaların, yeti yitimine neden olan gün sayısı major
depresyonlu hastalara göre daha fazla bulunmuştur.
Yaşlı hastalarda eşik altı depresyonun, major depresyon,
minör depresyon ve distimiden daha sık görüldüğünü,
işlevsellik, yeti yitimi ve tıbbi eş tanı açısından major ve
minör depresyondan farklı olmadığını bildirmiştir.
12,13Major depresyonun görülme sıklığı yaşla birlikte azalırken,
minör depresyon sıklığı artar. Minör depresyon
yaşlı hastalarda önemlidir. Çünkü neden olduğu bilişsel
ve işlevsel alandaki kayıplar major depresyon ölçütlerini
karşılayan hastalardaki kayıpla benzerdir.
13,14Distimik bozukluk
DSM-IV ve ICD-10’da bir tanı kategorisi olarak yer alır.
ICD-10’da inatçı duygudurum bozuklukları içinde yer
alır. En az iki yıl süren kronik bir depresyondur. Distimi
tanısı alan hastalar depresyon belirtilerini taşırlar; fakat
daha hafif şiddettedir: iştah azalması, uykusuzluk, enerji
azlığı, kendine güvenin azalması, dikkat ve konsantrasyon
güçlüğü, umutsuzluk gibi.
Depresif belirtilerle giden uyum
bozukluğu ve yas reaksiyonu
İleri yaştaki hastalar zamanla yaşamlarındaki pek çok
değişikliğe uyum göstermek zorunda kalırlar. DSM-IV’
e göre uyum bozukluğu tanısı, stres etkenlerinin başlangıcından
sonraki 3 ay içinde, normalde beklenen reaksiyondan
daha belirgin sıkıntının olduğu, işlevsellikte
belirgin bozulmanın olduğu, depresif duygudurumla,
anksiyete ya da davranım bozukluğu ile giden bir durumdur.
Bu yaşta bu duruma yol açabilecek başlıca stresör
faktörler, eşin ya da sevilen birinin kaybı, emeklilik,
maddi sorunlar ve fiziksel hastalıklardır. Depresif uyum
bozukluğu belirtileri, depresif duygudurum, ağlama ve
ümitsizlik gibi belirtileri içerir. Tanım olarak uygunsuz
ve aşırı tepki 6 aydan daha uzun sürmez; diğer tanılar ve
yas reaksiyonunun ölçütlerini karşılamaz.
Yas, sevilen birinin kaybıyla yoğun üzüntü duyma, sindirim
sistemi sorunları, kilo kaybı ve uyku bozukluğu
gibi depresif belirtilere benzeyen tepkiler görülmesidir.
Belirtiler iki aydan fazla sürerse major depresyon araştırılmalıdır.
Depresyon ilk iki ay içinde ağır seyrederse,
psikomotor retardasyon belirginse, değersizlik ve intihar
düşünceleri varsa ve kişi daha önce de depresyon geçirmişse
tedavi edilmelidir.
15 Yaşlılarda eş kaybı sonrasındasık görülen bu durumun normal kabul edilmesi ve
depresyonun atlanması fiziksel ve ruhsal sağlıkta bozulmaya,
buna bağlı olarak da ölüm oranı artışına neden
olur.
14,15,16Zisook ve arkadaşları, eş kaybı olan yaşlıların yaklaşık
%20’sinde kayıptan iki ay sonra major depresif epizod
geliştiğini, bunların üçte birinde 1 yıl sonunda depresyonun
kronikleştiğini saptamışlardır.
17Yaşlılıkta depresif bozukluklar için risk artırıcı faktörler
aşağıda sıralanmıştır:
18,19Kadın cinsiyeti, erkekler için bekarlık
Düşük eğitim ve gelir düzeyi, barınma ve beslenme
şartları
İleri yaş nedeniyle yaşanan kısıtlık ve zorluklar (yolların
ya da taşıtların uygun olmaması gibi)
Tedavi ve ilaç konusunda yetersizlik
Yeti yitimi ve kronik hastalık sahibi olmak
Kronik ağrılı hastalıklar
Olumsuz yaşam olayları (emeklilik veya kayıplar
gibi)
Sosyal destek sistemlerinde eksiklik
Bilişsel bozukluğun varlığı: Yaşlı hastalarda Alzheimer
Hastalığı, Parkinson hastalığı, multi-infarkt
demans gibi nörodejeneratif hastalıkların sıklığında
hızlı bir artış görülür. Bu hastalıklarla birlikte depresif
belirti ve sendromların yüksek oranda görülmesi,
bazen ortak etiyoloji, bazen de bu hastalıklara bağlı
gelişen yeti yitimi ile ilişkili olabilmektedir.
Biyolojik yatkınlık yaratan hastalıklar: Genetik yatkınlık,
kayıplar, çoğul stresörler ilerleyen yaşla birlikte
görülen biyolojik yatkınlıkla etkileşir. Yaşlanmanın
psikolojik etkileri, birtakım biyolojik değişiklikler de
yaratabilir. Geç başlangıçlı depresyon daha çok yapısal
beyin değişiklikleri ve serebrovasküler değişikliklerle
ilişkili iken, erken başlangıçlı depresyon, ailesel
ve genetik faktörlerle daha çok ilişkili görünmektedir.
18,19
Yaşlıkta artan hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklardahem biyolojik hem psikolojik zorlanmalara
neden olup yaşlılık depresyonunu artırırlar.
Klinik özellikler:
Depresyon, tek tip klinik görünümdeolmayıp, çoğul biyopsikososyal faktörlerin klinik özellikleri
etkilediği bir spektrum bozukluğudur. Var olan
tanı ölçütleri ve terminoloji ileri yaş depresyonları için
yetersiz kalmaktadır. Literatürde depresif psödodemans,
depresyonun altta yattığı bedenselleştirme, depresyonun
inkar edildiği maskeli depresyon, depresif nevroz, eşik
altı depresyon gibi çok sayıda tanımlanan depresif sendromlar
gösterilmiştir.
İleri yaşta görülen depresyonlar erken ve geç başlangıçlı
olarak ayrılabilir. Bu iki grubun klinik özellikleri farklılıklar
gösterebilir. Erken başlangıçlı depresyon, yaşlılıkta
tekrar eder ve önceki epizodlara benzer belirtiler gösterebilir.
Ailevi yatkınlık, kayıplar, çoğul stresörler ilerleyen
yaşla birlikte görülen biyolojik yatkınlıklarla etkileşir.
Geç başlangıçlı depresyonda ise erken başlangıçlı depres
yona göre, daha fazla çevreye ilgi kaybı, psikotik bulgu,
yaygın anksiyete belirtileri ve daha az patolojik suçluluk
görülmektedir.
20,21,22 Geç başlangıçlı yaşlılık depresyonu,belirgin depresif duygudurum olmadan atipik özelliklerle
de seyredebilir. Yaşlılarda yaygın olarak görülen maskeli
depresyonda da depresif duygudurum, üzüntü ve disfori
inkar edilebilir. Yorgunluk, ağrı, sindirim sistemi sorunları,
enerji azlığı önde gelen bedensel yakınmalar olup,
depresif duygudurumu maskeler, belirli bir sendroma
işaret etmeyen bedensel yakınmalar ile dahiliye kliniklerine
başvuru olur.
23 Bu kişiler, depresif belirtilerini tıbbihastalıklarına da atfederler. Uyku ve iştah bozuklukları,
atipik ağrılar sosyal çekilme ve tıbbi tedavilere uymama
durumunda depresyon araştırılmalıdır.
İntihar:
Erkek cinsiyet ve ileri yaş intihar için çok iyibilinen iki risk faktörüdür. Yaşla birlikte intihar girişim
oranı giderek azalırken, ölümle sonuçlanan intihar
oranı giderek artar. Yani yaşlılardaki intihar girişimlerinde
ölümle sonuçlanma oranı daha yüksektir. Bir
araştırmada intiharların %30’unu toplumun %15’ini
oluşturan 65 yaş ve üzerindeki kişilerin gerçekleştirdiği
saptanmıştır.
24 Depresyon, intihar girişiminin önemli biröngörücüsüdür. Çeşitli çalışmalar, intihar girişiminden
kısa bir süre önce bu kişilerin birinci basamak sağlık hizmeti
veren kurumlara başvurduğunu göstermektedir. Bu
grubun %20’si aynı gün, %40’ı aynı hafta, %70’i ise intihar
girişiminden önceki bir ayda bir sağlık kuruluşuna
başvurmuş olduğu bildirilmektedir.
24 Bu bulgular yaşlıpopulasyonda intihar riskini azaltmak için, depresyonun
tanınmasının ve hemen tedavi edilmesinin ne kadar
önemli olduğunu göstermektedir. Yaşlı depresif kişilere
intihar düşüncelerini sormanın bir tehlikesi yoktur. Aksine
sormamak tıbbi bir hatadır.
ki uçlu duygudurum bozukluğu
Yaşlılıkta birincil akut mani prevalansı genel populasyona
göre belirgin olarak düşüktür. Bu oran %1 kadardır.
Bununla birlikte bazı yaşlı psikiyatrik hastalarda mani
prevalansı %19, bakım evlerinde ise yaklaşık %10 kadardır.
25,26
Yaşlıda manide özellikle geç yaşlarda başlayanmaniye ilave medikal problem birlikteliğinin fazla
oluşu nedeniyle prognoz oldukça kötüdür.
25 İleri yaştamaniler nadiren birincil ya da çoğunlukla olduğu gibi
başka bir nedene ikincildir. Erken başlangıçlı olan tipte
geç başlangıçlı olana göre genetik faktörler daha çok rol
oynar.
25-27kincil mani nedenleri iki grupta toplanabilir:
Nörolojik hastalıklar: kafa travması, merkezi sinir sistemi
infeksiyonları, inme (özellikle sağ frontal, bazal
ganglion, talamus, bazotemporal korteksde lokalize
olanlar), subkortikal atrofi, epilepsi, kafa içi yer kaplayan
lezyon, multipl skleroz, Alzheimer hastalığı,
vasküler demans, bazal arter anevrizması, normal
basınçlı hidrosefali.
Diğer medikal durumlar: hipertiroidizm, B12 vitamin
eksikliği, levodopa, antidepresan, bronkodilatatör,
dekonjestan, kaptopril ve enalapril kullanımı, kalsiyum
replasmanı vb.
1.
2.
Klinik belirtiler:
Yaşlıda iki uçlu hastalık en çok manikve depresif belirtilerin aynı anda ortaya çıkması şeklinde
olur. Yaşlı maniklerin disfori ve belirtilerin inkarı şeklinde
atipik bir şekilde geldiklerini, klinik görünümün
genç ve orta yaştaki erişkinlere göre daha farklı olduğunu
bildirmiştir.
25,28 Öfori ve elevasyon yaşlıda dahaaz görülmektedir. Yaşlıdaki manide daha tipik olarak
konfüzyon, paranoya, irritabilite, disfori ve distraktibilite
bulunmaktadır. Hastalığın seyri epizotlar arası süre yaşlı
ve gençte farklıdır. Ara periyod yaşlıda belirgin olarak
uzundur. Yaşlı hastalarda mani ayırıcı tanısı gençlerden
çok daha zordur. Deliryum ve ajite depresyon belirtileri
mani ve ajite demans ile sıklıkla çakışır. Manili yaşlı hastalar
sıklıkla karma belirtiler taşır. İritabilite ve depresif
düşünce içeriği öforiden daha belirgin ise maniden çok
depresyon tanısı koymamıza yol açar.
25-28Yaşlılıkta Psikotik Bozukluklar
Psikotik belirtiler her yaşta olduğu gibi 65 yaş üstü kişilerde
de çok dikkatle ele alınmalıdır. Duygudurum bozukluklarına
benzer şekilde yaşlılıkta psikotik belirtileri
yaşlılıkta birincil olarak ortaya çıkanlar ya da bir bilinen
hastalığa (demans, inme, parkinson) ikincil olarak gelişenler
olarak ikiye ayırmak gerekir. Yapılan bir çalışmada
bir geropsikiyatri ünitesine başvuran 1700 hastanın
%10’u geç başlangıçlı psikotik belirtilerle başvurmuştur
ve bunların %40’ı demansa ikincil olarak ortaya çıkmıştır.
Alzheimer demanslı hastalarda yeni başlayan
psikotik belirti prevalansı ilk yıl için %20, 3. yılda %50
bulunmuştur.
29 Demansla birlikte olan psikozlarda dahaciddi bilişsel yıkım, ilaca direnç ve daha fazla yan etki
görülmektedir.
Önemli bir diğer konu da genç yaşta psikotik bozuklukları
başlamış kişilerin yaşlanması ve ileri yıkım ile yaşlılık
yıllarına gelmesidir. Yaşlanma ile şizofrenilerde kısmi remisyonun
ortaya çıkabileceği de belirtilmiştir. Yaşlanan
şizofrenlerde bilişsel yıkımda bir ilerleme olmadığı ileri
sürülmüştür. Öte yandan ‘şizofrenik tükenme’ kavramı
ortaya atılmış ve 7. dekattan sonra pozitif belirtilerin
bittiği ve sadece negatif belirtilerin hakim olduğu bir
tablonun kaldığı ileri sürülmüştür. Bu konuda daha fazla
incelemeye ihtiyaç vardır.
29,30Geç başlangıçlı şizofreni benzeri psikozlar
İlk kez DSM-III şizofreni belirtilerinin 45 yaşından önce
başlaması gerektiğine işaret etmiştir. 40 yaşından sonra
başlayan şizofreninin erken yaşta başlayanlara göre
daha farklı bir klinik tablo olduğunu vurgulamıştır. Bu
hastalarda afektif küntleşmenin az görülmesi dikkati
çekmektedir. Biz de özellikle 65 yaşından sonra başlayan
psikotik tablolarda olayın beyin yapısındaki nörodejeneratif
mekanizmalara bağlanması gerektiğini ve başlıca
nörogelişimsel bir bozukluk olan şizofreni tanısının
konulmamasının daha doğru olduğunu düşünmekteyiz.
Öte yandan bu görüşün aksine geç başlangıçlı şizofrenilerin
olabileceğini, bunların da gelişimsel bozukluğun
geç ortaya çıkan versiyonları olduğunu öne süren yazarlar
da olmuştur.
29,3068
Klinik GelişimEpidemiyoloji:
65 yaşından sonraki şizofreni sıklığı%0.1 ila %0.5 arasında bildirilmiştir. Kadınlarda 2 ila 10
kat daha fazla görülmektedir. Erkeklerin erken başlangıçlı
formlara, kadınların ise geç başlangıçlı forma daha
duyarlı olduğu şeklinde görüşler vardır.
30-32Tanı ve klinik görünüm:
Paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlaren sık görülen belirtilerdir. Hezeyanlar genellikle
sistematizedir ve ender görülen tipte hezeyanlar
nörodejeneratif hastalıklarla birlikte olan formlarda daha
fazladır (örneğin; Capgras hezeyanı, picture sign vb.).
Yaşlılık psikozlarında sistematik hezeyanlar gençlere
göre tedaviden daha az yararlanırlar. Deliryum, psikotik
bozuklular ve nörodejeneratif bozuklukların seyrindeki
psikotik belirtiler değişkenlik, süre, eş zamanlı diğer
belirtiler ve bilişsel süreçlere etkisi açısından farklılıklar
içerirler. Yaşlılık psikozlarında prodromal belirtiler olmayabilir.
30,33
Ayırıcı tanıda eş zamanlı diğer hastalıkların; Parkinson
hastalığı, Alzheimer demansı, inme ve deliryumun mutlaka
değerlendirilmesi gerekir. Dikkatli bir anamnez
alınıp şikayetlerin net olarak anlaşılması, nörolojik muayene,
detaylı biyokimyasal inceleme (tiroid, sifilis, B12
eksikliği vb.), bilişsel profilin net olarak anlaşılması ve
özellikle ilk kez ortaya çıkan klinik tablolarda görüntüleme
şarttır.
33,34 Bu tablolar psikotik belirtilerin eşlikettiği duygudurum bozukluklarıyla sıklıkla karışabilir.
Yaşlılık psikozları kronik özelliklidir ve ilaç kullanımı
mutlaka gerekir. Hasta-doktor ilişkisi tedavi uyumu için
çok önemlidir.
Geç başlangıçlı hezeyanlı bozukluk
65 yaşından sonra ortaya çıkan paranoid sistematize
hezeyanların varlığı, işitsel ve görsel halüsinasyonların
olmadığı, ancak taktil ve olfaktör halüsinasyonların
hezeyanın konusu ile uyumlu olduğu, en az 1 aylık
tablolara verilen addır. Yaşam boyu riski %0.05 olarak
bildirilmiştir. Hastaların içgörüsü olmadığından ve
temalar genellikle günlük hayatla uyumu kıskançlık,
malının çalınması gibi alanlara yoğunlaştığı için daha az
yardım başvurusunda bulunurlar. Yüksek doz ve sürekli
ilaç kullanımı hem hasta açısından zorlayıcıdır hem de
yaşlılar antipsikotiklerin artmış dozlarında da fazla yan
etki çıkardıklarından tedavi zorlayıcıdır. Psikoterapinin
yararı çok sınırlıdır. Paranoid kişilik özellikleri, algı
organlarındaki sağırlık vb. yetmezlikler riski artırabilir.
Genellikle remisyon ve nüksetmelerle giden kronik bir
seyir izlerler. Hasta yakınlarının ısrarı ile olan başvurular
çoğunluktadır.
29-35Yaşlılıkta Anksiyete Bozuklukları
Agorafobi dışında anksiyete bozukluklarının birincil
olarak yaşlılıkta başlaması nadirdir. Genellikle klinik
ortamda görülen ‘yaşlanan’ hastalardaki uzun süreli anksiyete
bozukluklarıdır, bazen ileri yaşta siddeti artabilir.
Eğer ilk kez ileri yaşta ortaya çıkıyorsa mutlaka eştanıları
düşünmek gerekir; depresyon, demans veya yeni eklenen
bir fiziksel hastalık gibi.
36Fobilerde yaşlılar ile gençlerde görülen belirtiler için
farklı ölçütler yoktur. Yaşlılıkta düşme korkusu, fiziksel
yetersizlik gibi açıklamalarla saklanmaya çalışılan ve
sosyal geri çekilmeye neden olan agorafobi sıklıkla görülebilir.
Yaygın anksiyete bozukluğu için tanı ölçütleri değişmezken,
yaşlıların anksiyetenin bedensel belirtilerini
ifade etmeye daha meyilli olduğu gözlenmiştir.
36,37Panik bozukluk için 65 yaş üstünde bildirilen sıklık
%0.5’ten az olduğudur. Yine birincil olarak ileri yaşta
başlaması nadirdir. Ama olursa tanı ölçütleri gençlerinkinden
farklı değildir. Özellikle kalp ve akciğer hastalıkları
olmak üzere sıklıkla başka hastalıklarla birliktedir.
Obsesif kompulsif bozuklukta da yine genç yaşların tanı
ölçütleri geçerlidir. Polikliniklere başvuran yaşlıların
%5’i OKB tanısı alır ve bu kişilerin hastalıkları çok uzun
yıllardan beri devam etmektedir. Yaşlılarda sık karşılaşılan
obsesyonlarda bulaşma, şüphe ve başkalarına zarar
verme temaları ağırlıktadır. Obsesif kompulsif bozukluk
hastaları şüphe obsesyonları ile kontrol kompulsiyonlarını
karıştırıp “unutkanlık” şikayeti ile başvurabilirler,
ayırıcı tanıda dikkatli olunmalıdır. Yine depresyon sık
görülen bir eştanıdır.
36,38Travma sonrası stres bozukluğu yaşla ilgili değil doğrudan
yaşantılanan deneyimle ilgili olduğu için her yaşta
ortaya çıkabilir. İleri yaştaki sıklığı hakkında net bir bilgi
yoktur. Ancak II. Dünya savaşından kurtulan kişilerin
%20’sinde belirtilerin 70 yaş üstüne de taşındığı gösterilmiştir.
Ayırıcı tanı:
Özellikle her türlü duygudurum bozukluğunudikkatle aramak gerekir. Depresyon, distimi,
karma atakta eş zamanlı anksiyete görülebilir. Demansta
anksiyete hem tek başına hem de ajitasyonu tetikleyen
bir faktör olarak bulunabilir. Sağlığı tehdit eden her türlü
hastalık anksiyeteye neden olabilir. Ayrıca hipertiroidi,
kan şekeri oynamaları, kronik ve akut akciğer hastalıkları,
kalp ritm bozuklukları anksiyeteye yol açabilir.
39 İleriyaşta anksiyete bozukluklarının tedavisinde psikoterapiler
hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Kişinin kapasitesi,
fiziksel durumu ve zihinsel aktivite gücü değerlendirilerek
seçilen olgularda özellikle panik bozukluğunun eşlik
etmediği agorafobi tedavisinde davranışçı psikoterapiler
kullanılabilir. Yaşlı hastalarda düşme, kalça kırığı, denge
bozukluğu ve bilişsel bozulmaya neden olduğu için benzodiyazepinlerin
kullanımından kaçınılmalıdır. Sadece
kısa etkili formları seçilmiş olgularda kullanılabilir. Yaşlılarda
anksiyete bozukluklarının tedavisi trisiklik dışı
antidepresanlarla yapılmalıdır. Bu konuda yine de kontrollü
çalışmalar azdır. SSGİ (seçici serotonın geri alım
inhibitörleri) ve diğer daha yeni kuşak antidepresanlar
tedavi seçenekleri olarak değerlendirilebilirler.
39-41Yaşlıda Akut Konfüzyonel
Durum: Deliryum
Deliryum ya da akut konfüzyonel durum; akut veya subakut
gelişen, kafa içi veya dışı nedenlerle oluşan beyin
metabolizma ve işlevlerinde meydana gelen yaygın ve
geçici bir bozukluk olarak tanımlanabilir
Yaşlılık ve Psikiyatrik makalesi 22 Ocak 2012, Pazar günü Webmaster eklenmiş ve 52 kişi tarafından okunmuştur.

